18 Şubat 2015 Çarşamba

Umudum ağlıyor ....

"Ne olur bu bir rüya olsun" .. 
Yanlışlıkla camına kartopu attığı esnaf tarafından bıçaklanarak öldürülen gazeteci Nuh Köklü'nün son sözleri bu olmuş!!!... 
Dinleyemeyecem daha fazla haber maber, açık oturum, falan filan..
Korkuyorum.. Eriyorum... 
Yüreğime, ruhuma ağır geliyor, eziliyorum.
"Hangi cam yaa" diyorum.. "Kaç cam eşittir bir can eder?" 
Ve..
Hangi can yok edilmeyi hak eder..
Kaç sabah, kaç gece, kaç sene alındı ellerinden..
Ailelerinden.. Sevdiklerinden, sevenlerinden.....
Kocaa bir ömür alındı...
Gel gül şimdi hadi..
Gel şarkı dinle ; karikatürlere gülümse..
Kahkaham ağlıyor şimdi ...
Şarkılarım sırılsıklam....
Karikatürler hüzünlü, fıkralar acıklı artık..
Anlamını yitiriyor yaşama dair ne varsa...
"Umut et. Bundan hiç vazgeçme" diyorum ya hani sürekli...
Umudum ağlıyor şimdi... Yetti.......


17 Şubat 2015 Salı

"Dostluk ve Kötü Çocukları" :))))

Genç kadın o pazar günü, "akşamdan kalma "bi hoş"lukla" gözlerini açtı öğlene doğru..
Zor ve "sık sık uyanmalar"la dolu bir geceydi...
Başı çatlıyor, bi de üstüne, sanki dün bütüüün gün yürümüş gibi ayakları sızlıyordu.
Oysa sadece oturmuş(lar)dı... Biraz orda, biraz burda. Sadece oturmuşlardı.
Tabi bi miktar içmişlerdi de....
Ama demişti o. "Benim yarım bardak birayla bile başım döner. Bu çok oldu...."
Peeh, dinleyen kim!!! Boyna "Tütüüü, biraz benim biramdan da alsanaaa" diyip diyip, masum çay bardağına, bira üstüne bira doldurmuşlardı.... Üstelik, bi koca şişe bira ve iki duble rakı içtikten sonraydı bu..
Ahhh kötü arkadaş böyle oluyordu işte.., Bunlar, "dostluğun kötü çocukları"ydı... :)))
Daha bu hayatta öğreneceği çook şey vardı. Dedik ya, "genç kadın"dı :P :))
Güçlükle yataktan kalkıp mutfağa gitti. Karnı zil çalıyordu...Ama o da ne!!! Bi gram ekmek yoktu...
Her zaman olmasa bile sıklıkla yapmaya çalıştığı ve arada işe de yarayan "pozitif düşünme" şeysini uyguladı....
-"Ammmaann, ne üzecem canımı, az soora simitçi falan geçer illa ki evin önünden" ....
Evet. Hayli pozitifti bu :)))
Çayı demledi, sofrayı hazırladı...Ne gelen vardı ne giden..
Derken, o da ne?... Sokaktan bi sesler geliyordu..
Heyecanla ve "İşe yaradııı. Allaamm teşekkürlerr, simitçi geldi işte" diye bağırarak mutfak penceresini açmasıyla, burun buruna geldi "eskiciiiiiiyiiiiiieeee" diye bağıran "megafonlu adam"la. ...Manzara görülmeye değerdi.... ...
-Adam, eski püskü minibüsünün camını açmış, yavaş yavaş, -ama bağırması son gaz-  ilerlerken , heyecan ve mutlulukla camı açıp kendisine gülümseyen "genç" kadını görüp şaşkınlıkla duralamıştı...
 Kadın bir an durdu.. Karşısındakinin eskici olduğunu anlamıştı ama hala inanmak istemeyen bir hali vardı.. Başını camdan hafifçe uzatıp abartılı biçimde eğerek bi sağa, bi de sola, sonra kendisini şaşkınlıkla izleyen adama  baktı..
-" Eeee, şey, afedersiniz. Simitçi bakmıştım ben?" ......

Taam. Yaşlandım "bi miktar".... da.... O Kadar da diil Yahuuu ...... :)

Hadi macun satan "amcalar" çoktaan yok oldular....
Bakraçla yoğurt satanlar...
Bozacılar BİLE, yavaş yavaş görünmez oluyor sokaklar(ım)dan..
İyi de..
Simitçilere n'ooluyo uleennnnn....


SİYAHLANDIK

"Sevgi" mi dediniz? "Aşk"??
Gencecik bir kızın canına kıymayı, bunların neresine koyacağız peki?
Nasıl güleceğiz, nasıl "sevgililer günü" cıvıklığına katlanacağız bundan sonra!!!
Giderek sevgisiz-pislik bir toplum olmanın nesini kutlayacağız....... 
Allah kahretsin !!!!!!!!! 

14 Şubat günü, gencecik bir kızın öldürüldüğü haberi düştü yüreklerimize, bomba gibi ...
Öyle böyle değil hem de. Ölümün "güzel"i , ölümün "daha iyisi" olur mu 20 yaşında, hayatının baharında bir genç için? 
Varmış!!!! ...Ölüm şekli, annesine, "keşke kurşunla öldürselerdi, canı yanmazdı" dedirtti ya, içimiz dağlandı...Tecavüze uğradı, bıçaklandı, sonra da yakıldı bu dünya güzeli kız. 
ÖzgeCAN <3 

Ve o gün, ard arda gelen haberlerle, bin parçaya bölündük. 

 Dediler ki Özgecan'ın naaşını kadınlar taşımış, musalla taşına kadınlar koymuş...

Sanırım son zamanların en vurucu, en yürek paralayıcı "kısa öykü"sü bu olmalıydı: 

"Tabutunu kadınlar taşıdı. ( "Bir erkek eli daha değmesin diye" ..)
Zaten erkeklerin omzuna ağır gelirdi yükün, taşıyamazlardı" .. ...


Tabutunu kadınların taşımasıyla vurulduk da; Yetmedi.. Bitmedi...
Cenaze sırasında, hocanın uyarılarına rağmen, ebedi uykusuna yatacağı yere,  mezarına da kadınların yerleştirmesiyle, öldük, bittik.... ..


Ülkedeki duyarlı tüm insanlar, yazarlar,sanatçılar ayağa kalktı. 
Yazıldı, çizildi, öfkelenildi, bağırıldı, ağlandı...
Çocuklarımıza, dahası vicdanlarımıza bunu anlatabilmemiz mümkün değildi. 
Anlatamadık... 
Olayı takip eden ilk Pazartesi günü, işe giderken siyahlar giyelim dediler, giydik gittik..

Ne oldu şimdi? 
Dünden bugüne, adına "erkek egemen" denilen, (aslında doğrusu "şerefsizlik-namussuzluk-ahlaksızlık egemen" olan ) bu toplumda hangi düşünce değişti? 
Bi "oh olsun" demedikleri kalmış, aklı sürekli belinin altında çalışan yığınla "nefes alan yaratık" var içimizde hala... 
Ve hep olacaklar.... 

PEKİ NE ZAMAN "ADAM" OLURUZ?
Biri öldürüldüğünde; öldürülenin cinsiyetine, dini ve siyasi kimliğine, ırkına, milliyetine, "açıklığına"- "kapalılığına" bakılmadan, her kesimden insan tarafından katiller lanetlendiğinde ve adalet yerine getirildiğinde!!!! 
Ama EN ÇOK NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Bu ülkede, bu dünyada, hiç kimse/hiç bir can öldürülmediğinde..
Yani? ..........................

Irka, milliyete, inanca, cinsiyete, yaşa bakmadan, insan kıyımına karşı durmak;

Bir adım öteye gitmek sonra..."Katliamın insanı hayvanı bitkisi olmaz" demek..."Türe" bakmadan, tüm "can kıyımları"na karşı durmak... Budur bizi "gerçek insan" yapacak basamak...

....
Silahlanmak, onu yapamadık, "bari" siyahlanmak ... 
Hiç biri çözüm değil...

Daha başka bi şey yapmalı.

Bİ ŞEY YAPMALI..

O parti, bu parti, şu din, bu kitap değil arkadaş...
"Ahlak devrimi" yapılmalı, hem de hızla, dört koldan.. 
Hem de önce "yukarıdan" başlayarak.... 
Sonra;
Polisi-savcısı,hakimi..
Milletvekili, bakanı, bilmem kimi...
Bizi korumakla görevli olup, korumak dışında her şeyi yapanları...
Bi güzel eğitmeli::::::::

"Bu Ülkede dört şey olmayacaksın;
Kadın, Çocuk, ağaç, sokak hayvanı...
Umarım öbür dünyada Türkiye yoktur..."


Yaşar Kemal



16 Şubat 2015 Pazartesi

Yazı-yorum :)

Eşim, arkadaşlarım, benim Facebook'ta "öylesine" yazdığım yazıları beğendiklerini, üstünde dursam, benim de mizah yazıları yazabileceğimi söylediklerinde, hem utandım=
(Yok artık. Ben kim, "yazmaya soyunmak" kim. Bunca "yaza/r/n varken!!!) ; Hem bi heyecanlandım =
(Acaba? Hmm. Yapabilir miyim ki yav?);
Hem içimdeki tembel kedi yüzünden hemen caydım =
(Hadi leynn, sen kim, yazmak kim. Sen anca şurda lay lay lom iki yazar, sonra ara verip Hüsnü dinlersin. Bi de bakarsın ki sonra, Hüsnü'ye ara verip yazmaya dönemiyon :P ))
Ama, kendim için; yarın " keşke" dememek için; ve bana inanan, yazabileceğimi söyleyen canlar için denemeye karar verdim.
Denemek derken, öyle büyüükkk hedefler diil haa, aman diyim. Beklentiyi yüksek tutmiim :D Kısacık şeyler işte...  Ve belki o kısacık şeylerin "dışında kalanlar" ;) Söylenmeyenler, yazılmayanlar. Biraz anlatacaklarım, biraz susacaklarım, ve sustuklarımdan sizin anlayacaklarınız.... :) (Böyleydi di mi "öykü/canlar" ;) <3

Haddimi öyle bi biliyorum ki, bırakın "dışardaki dünya"yı :) sadece facebook'ta öylesine kalemi güçlü canlar var ki,  benim yazdıklarıma-yazacaklarıma "Deneme denemesi" desem bile büyütmüş olmaktan korkuyorum. Ya da bi şeyler yazacam diye "kendim olmayı bırakmaktan" , doğallığımı yitirip "arada bi yerde" kalmaktan...
Ya da.. ya da.. Ya da..... vs..
Ama..
Şimdi, ben acemi bir çırak, hem de "öyle heyecanlı bir çırak ki" gibi hissediyorum kendimi..... :)
Hayatımda eksik olan bi şeyi bulmuş gibi.
Sanki hep istediğim buymuş da yıllardır içimde uyuyup beklemiş gibi..
Önünde barajlar varmış da, o barajlar yıkılmış, taşmış gibi...
Önüme bir set gelene kadar (belki yarına, belki haftaya, belki çoook çok yıllar sonraya kadar) yaziim diyorum. :)
İster iki sayfa, ister ciltler dolusu .. Bana şu heyecanı veren canlarım.
Sizi seviyorum.